8/8/2009 - KARTPOSTAL YAZILARI
YANILSAMA Sevgiydi, inandık. İnsan, varlık nedenini yok sayamazdı. Telefondaki apansız bir sesti sevgi, soluktu. Dokunmaktı biraz. Yollar yürümekti. Bilinmedik zamanlarda yan-yana oturup gülümsemekti. Pencere önlerinde ufka dalıp boşluklarda yitip gitmekti. Uzaklarda, çok uzaklarda yol bilmez kuşların kırık kanatlarına bağlı pusulalarda yazanı beklemekti sevgi. Özlemekti. Yazık! İnsanlar gördük, biz bir ses duyumu özlemlerde yanarken, yalan sevgilerin hoyratlığında kendine kimlikler arayan. Duymayan insanlar gördük, bütün çiçeklere renk körü bakan. Telefonlarda sesimiz her defasında susuz topraklar gibi çatlaktı da onlar bizi anlamazdı. "Sevenlerin hor görüldüğü dünyada" aykırı mevsimlerde çığsı çığsı ıslanırdı da saçları, güneşe bakamazlardı. Bizi bilmezlerdi. Sormazlardı. Anlamazlardı. Aşktı, inandık. İnsan, bütün güzelliklerin tek kaynağı olan Tanrı'ya giden yolu bu kadar silemezdi. Bedellerin kimi zaman yaşam pahasına ödendiği bir uygarlıktı aşk. Bulutların rüzgârından üşüyen Annabel Lee'ye ağlarken sevdalı olmaktı. Sevgililer gördük, seveni yangınlarda bırakıp, yabancı tenlerde kendini tüketen. İhanetler gördük, yalanlar gördük, bizim olan her şeyi bir bir yağmalayan. Artık ağlamak vaktiydi. Ağladık. Apansız terkeden sevgiliye değil. Kendimize ağladık. Aşk üzre, aşka ağladık. Kimseler bilmezdi bizi. Canımızı adadığımız sevgili bilmezdi. Kahrettik. Karabasanlar çöktü gözlerimize. Bir gün bile ah etmedik. Sevdik. Hepsi bu! Yalnızlık hiç bu kadar anlamlı olmadı. İnsandık. Sevdik. Yaşadık. Yanılmadık. SENSİZ OLMAZ Gece. Yine kendime kaldığım binlerce geceden bir gece. Ve sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin, gülümsemeleri karanlıklarda yitip giden. Bütün aynalar kendiliğinden kırılmış; yalnızca sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin. Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek. Suskunluğun en acımasız olduğu zamanlardayım. Hiç bu kadar uzun susmadın sevdiğim. Hiç bu kadar uzun gitmedin bilmediğim yerlere, gözlerimi götürmeden yanında. Sevmek, sonrasız bir eylem olabilir miydi sence? Aykırı bir yaşamsa aşk, ben her bedele razıyım, anla bunu. Senin uzaklıkların benim yakınlıklarım olmuşsa ne gelir elden? Yaşamın en büyük çelişkilerinin pençesinde gelişen bir aşkta sevinçler aramak varmış, nereden bilirdim? Seni aramak varmış zamanın bir yerinde öylece çaresiz. Anlıyor musun? Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek. Sevdiğini söylemesen de olur. Sevilen kahrı takdir buyurmuşsa , sevene düşen, çaresiz boyun eğmektir, söyledim sana. İlk kez bu kadar çok üşüyorum; ilk kez bu kadar çok vuruyorum kendime. Gece. Yine kendime kaldığım binlerce geceden bir gece. Ve sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin. Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek. Ağlamaktan başka seçeneğim yok bugün; yenildim sana. En çok senin için, en çok sen böyle istedin diyedir, yenildim sana. Beklediğim sendin oysa. Hani kendi sıcaklığınla gelecektin sorulmaz saatlerde, unuttun mu? Birdenbire gelecektin, nedenini kimseler bilmeyecekti. Gece. Yine kendime kaldığım binlerce geceden bir gece. Ve sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin. Sormak, yanıtını beklemeden belki de: "Yaşamak, yalnızca seninle anlamlıyken, neden bu kadar yabancılaştık sevdiğim apansız yalnızlıkları hakettik mi dersin Çareyle gelsen, kendin gelsen aynı güzel bir yüz görümü bir ses duyumu sen olsan yanımda." Birden çığlıklar, sabaha kadar. SENİ YAŞAMAK Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim. Seni sevmek, belki yalnızca beynimde bilinmedik bir patlama olarak kalacaktır, korkmuyorum. Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim. Gün olur, sana çoğalırım, seni üretirim aynı güzelliğinle. Ve binlerce sen içimde, binlerce sevda... Her biri özleminle dağlayan gözlerimi. Her biri bana gelen, karanlığın ışığı yırtması gibi, uykularımda. Gün olur, kahırlar bedenimi damla damla eritir, tükeniriz; içimdeki seninle birlikte tükeniriz, kimseler bilmez. Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim. Ama sen beni yaşayamazsın. Yoksun, olmazsın, sen beni yaşayamazsın! Ağlamak zoruma gitmez; hesapsız sevmelerdedir gerçek kimliği aşkların, unutma! Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim. Kimseler olmaz. Sen yoksun, olmazsın, sen beni yaşayamazsın! Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim. Gün olur, teslim olurum belki korkularıma, görmezsin beni. Seni korkularımda yaşarım. Gecenin bir yarısı kan-ter içinde uyanırım düşlerimden, kim bilir kaçıncı yitirişimdir seni, hakedilmemiş yenilgilerimde. Seni yalnızlıklarımda yaşarım, bir çiğ tanesi düşmüş gibi rengini unuttuğumuz çiçeklerin üstüne. Seni, bana bir türlü getirmeyen her yeni günün sonunda tattığım, içime tortu gibi çöken, yağmalanmış umutlarımda yaşarım. Boğazımda kilitlenen sancılardasındır artık, bilmezsin. Yoksun, olmazsın, sen beni yaşayamazsın! Gün olur, güneşin batışındaki kızıllıklarda gözlerini ararım. Yüzünü ararım baktığım her resimde. Çalan her telefonda sesini ararım. Ve sen kim bilir hangi iklimlerdeki aykırı yakınlıklarda kendini ararsın, sorulmaz. Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim. Bedeli kirpiklerimdeki yaşlardadır. Seni düşerim boynumdan içeri, hep aynı yakarsın tenimi. Yaşarım seni, sorulmaz. Belki yalnızca beynimde bilinmedik bir patlama, geceler boyu. Ve karşımda en güzel hayalin. Gülümseyen, bana gelen. BELKİ BİR GÜN Rüzgâr, yağmur tanelerini yüzüme vuruyor. Bütün duygularımı sana mühürlediğim bilinmedik bir akşamüstü. Ve artık sensin. Beynime ilmek ilmek işlediğim görüntülerde, hayalle gerçek arası yakınlıklardasın. Bense, yaşama ilişkin en anlamlı yanılgıların yaşandığı süreçte seni bulmakla yitirmek arası zamanlardayım. Ve artık sensin. Yollar yürümek; yollarda seni yürümek, sana yürümek her akşam bastığında kentin kaldırımlarına. Sormadan, bu belirsiz süreçte neden hep seni aramak yanımda, kan-ter uykularımdan uyandığımda? Neden hiç olmazsın? Neden, bir ıslık gibi içimde duyduğum sevinçlerim sensiz ansızın korkulara dönüşür? Neden çıkıp gelmezsin bir gün, kızıla döndüğünde gözlerim, neden sevdiğim, neden gelmezsin en sevdiğim gülümsemeni sarıp da dudaklarına. Ve artık sensin. Bütün varlığımla sana yöneldim, sensin. Sende, ben varım, artık sensin. Tuhaf bir teslimiyette bu kaçıncı bilmecedir, çözümü yaşamın içinde saklı kalan? Var olmaktı hani, seninle olmaktı öylece sessiz? Kimi zaman bir patlama gibi, beynimi baştan-sona yakan birikmiş anılarda. Ve artık sensin. Sensin ama hiçbir yerde değilsin. Gözlerin değil; sesin değil, yüzün değil. Sana ilişkin ne varsa, yalnız içimde. Rüzgâr yağmur tanelerini yüzüme vuruyor. Bütün duygularımı sana mühürlediğim bir akşamüstü. Ve artık sensin. Beynime ilmek ilmek işlediğim görüntülerde, hayalle gerçek arası yakınlıklardasın. Bense, yaşama ilişkin en anlamlı yanılgıların yaşandığı süreçte seni bulmakla yitirmek arası zamanlardayım. Bu kentte hiç bu kadar gidip gelmedim kendimden başkalara. Bütün karanlıklarda ışık yüzünle sen, beklenmedik karşımda. Bu hangi sahne, kaçıncı perde ve sen hangi sensin, böyle uzak yakınlıklarda, söyle bana? Yollar yürümek; yollarda seni yürümek, sana yürümek her akşam bastığında kentin kaldırımlarına. Seni aramak, bütünlemek için içimdeki seninle suretini. Tatmak için bir ömür boyu. ÖZLEDİĞİM SENSİN -Yasak aşklarda denklemi yanlış kurup yenilenlere- Ben böyle olmazdım, gecenin unutulmuş bir saatinde kendimle olunca, yığılıp kalmazdım yalnızlıklara. Gözlerimi yakan anılarda yollar gidip gelmezdim bilmediğim uzaklara. Ben böyle olmazdım, tutsaydın ellerimi eski sıcaklığınla. Bizi bize bırakmazlardı, söyledim sana. Sevmek yetmezdi ve sen anlamalıydın, aşk kendi ikliminde yaşanan bir uygarlıktı, boyun eğmezdi. Biz boyun eğmezdik, yüzyılların taşıdığı engizisyon benzeri felaket senaryolarına. Cüzamlı yüzlerinde tanıdık ayrılıklardı, bilirdik. Sunulan iksirlerde kaç sevenin gözyaşı vardı, nasıl yanıldık? Ben böyle olmazdım, sen olsaydın. Sen kendin olsaydın, yalnızca bu! Farklılıklardaydı aşkın gizi, görmeliydin. Bütünleşmekti, aynalarda iki kişilik gülümsemekti. Bizi ayrı düşürdüler deme artık. Bizi biz bitirdik, biz yok ettik bildiğimiz her şeyi hiçe sayıp belki de. Son gördüğümde yüzün yoktu senin, konuşmazdın, olmazdı. Bakışların ilk kez bu kadar anlamsız ve ürkekti, konuşamazdın. Seni seviyorum demek nasıl kolaydı oysa. Bedelini ödeyerek ama, toplumun zorladığı ne varsa. Yürüyerek, nefretin karton kalelerinin üstüne. Ben böyle olmazdım, sen olsaydın. Gecenin unutulmuş bir saatinde kendimle olunca yığılıp kalmazdım yalnızlıklara. Biz boyun eğmezdik, yüzyılların taşıdığı engizisyon benzeri felaket senaryolarına. Böyle olmasını ben istemedim, biliyorsun. Beklenmedik gidecek gözlerimden en son hayalin. Çaresiz tükeneceğiz. Bedelini ödeyerek yaşama. "Yanıldık belki, nasıl üzüldük şimdi hangi aynaya baksam kimliksizim ben geciktik sevdiğim, ne çok aldandık uzak şehirlerde akşam vaktidir." ALDANMALAR Kaç kez gittim senden. Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin, ama yoktun. Her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurgunluğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin. Kaç kez gittim senden. Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm, zemherilerde yere düşürülmüş bir çiçek kadar çaresizdim; üşüyordum ellerin olmayınca tenimde. Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Kaç kez gittim senden. Kendimden gittim, tanımlanmamış yenilgilerdi; bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde. İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm. Kendimle döndüm, sen olmadın. Her yeni buluşmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Kim bilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı dudaklarını kanatan. Yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın. Kaç kez gittim senden. Aykırı yakınlıklardı bizi bitiren. Sen uzaklıklarda kendini arardın; benim yakınlıklarımsa yalnızca sanaydı. Kendimden gittim sonunda. Tanımlanmamış yenilgilerdi; bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde. Yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana. Olmazdı sevdiğim. Her sözün ayrılık üzre fermanlardı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Kaç kez gittim senden. Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm. Ellerimi eski sıcaklığınla tutman yeterliydi, bilirdin. Ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Kaç kez gittim senden. Kaç kez sana döndüm. Anlatmak yetmez sevdiğim; anlamak yetmez. Bir gün bedenim beklenmedik tükenip düşerken toprağa, korkuyla uyanacaksın gecenin bilinmez yerinde. Anılar patlayacak içinde, gözlerinde çiğ tanesi ıslaklıklar. Buz kesilecek elin, ayağın. Sarsılacaksın! KORKULAR Kaç dolunay, denizin gece rengi sularıyla sevişip yakamozlar üretti kendiliğinden. Zamansız rüzgârlarda savruldu saçların. Kaç mevsim geçti üstünden; artık gelmezsin./ Belki de alışacağım yokluğuna, en kötüsü bu. Unutacağım bildiğim her şeyi, artık gelmezsin. Nice bedel ödeyerek taşıdığım anılara daldığımda, dudaklarımda beklenmedik bir gülümseme olacak, nedenini kimselerin bilmediği. Zamana direnemeyip rengi değişen fotoğraf karelerinde hayallerimiz canlanacak bir süre. Sonrası bakır tadında yalnızlıklar kuşatacak beynimi. Bir not daha düşeceğim yaşamın günlüğüne; hiçbir yere sığdıramadığımız bizim olan güzelliklere ilişkin. Aşk adına hakedilmemiş bir yenilgiyi daha anılara emanet edeceğim. Ve alışacağım yokluğuna, en kötüsü bu. Artık ellerinin sıcaklığını duymak için çıldırmayacağım gecenin gizemli saatlerinde. Hayalin gidecek gözlerimden; alışacağım yokluğuna; bakır tadında yalnızlıklar kuşatacak beynimi. Kaç dolunay, denizin gece rengi sularıyla sevişip yakamozlar üretti kendiliğinden. Zamansız rüzgârlarda savruldu saçların. Kaç mevsim geçti üstünden; artık gelmezsin./ Sen bana hiç gelmedin zaten, gelmezsin. Akşam ağır ağır gecenin koynuna iterken beni, çok zaman ellerini aradım sarsın diye bedenimi bilmediğim sıcaklığıyla. Yüzünü aradım bir kez daha görmek için başlayınca kahrı sensizliklerin. Sen hiç gelmedin bana, gelmezsin. Kaç dolunay, denizin gece rengi sularıyla sevişip yakamozlar üretti kendiliğinden. Zamansız rüzgârlarda savruldu saçların. Kaç mevsim geçti üstünden; artık gelmezsin./ İnsan, anlayabildiği kadar yaşar; sen, bensizliği sığdırabildiysen içine, kendini yaşarsın ancak, daha çok değil. Aşk, kendi doğasında yaşar, toplumun saygınlığını yitirmiş değer yargılarına teslim olmaların kahrında değil. Yenilgileri aşk olarak anlatma artık. İnanmaya zorlama beni hiç olmadığım düşlerine. Kaç dolunay, denizin gece rengi sularıyla sevişip yakamozlar üretti kendiliğinden. Zamansız rüzgârlarda savruldu saçların. Kaç mevsim geçti üstünden; artık gelmezsin./ Belki de alışacağım yokluğuna, en kötüsü bu. Unutacağım bildiğim her şeyi, artık gelmezsin. Nice bedel ödeyerek taşıdığım anılara daldığımda, dudaklarımda beklenmedik bir gülümseme olacak, nedenini kimselerin bilmediği. Zamana direnemeyip rengi değişen fotoğraf karelerinde hayallerimiz canlanacak bir süre. Sonrası bakır tadında yalnızlıklar kuşatacak beynimi. Bir yenilgi daha ve sen; tadımlık yakınlıklarında bedenimi tüketen. Canım benim, yalnızca sen! UZAK YAKINLIKLAR Bir gün daha bitti; ben yine sensizim; kendimleyim, sensizim, yazmak için kimselere diyemediğim yasaklarda sevmelerimi sığınıp da tenine. Seni başkasıyla sevmek, başkasında sevmek; aykırı sorulara aldırmadan biraz da. Adı konmamış aldatmalara aldırmadan kendimle yaşadığım. Kendime ilişkin yaşadığım; yok olmak pahasına, var olduğum değerleri unutmaya zorlayarak beynimi. Yalnızca sevmek seni; tek bildiğim bu.
|