---bilgek--- HOŞ GELDİNİZ



ANA SAYFAYA DÖN SIK KULLANILANLARA EKLE AÇILIŞ SAYFASI YAP

<Photobucket

BEN KİMİM?

ADIM BİLGE 13 YAŞINDAYIM AĞUSTOSTA 14 OLCAM ASLAN BURCUYUM LEBRON HAYRANIYIM

ßağla?tılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kat?goril?r


Arkadaşları?

paratoner

comical

barbienur

candydoll

kizlarulkesi

happyjale

miyusaveflora

floravelaylawinx

portakalprensesleri

winxulkesi

kizlardiyariabc

stellaenchantix

sihirperisi

pembeulke

salihadankodlar

talyadankodlar

EMİNE KÜRÜMOĞLU

prenseslericin

shekerkizlar

brandonwinxstella

aem0707

eglenceyesiniryok

denizmavisi35

kupseker16

sihirgezegeni95

fadimeyy

stellasude

renkliulke

kupseker17

yesilsaha

belirligunhaftalar

sentiment84

tunedenkodlar

allahainanirim

selin08

sirinkiznadya

perikizitanya

candydoll2

guzelkizlar95

sevimlisaniyeler

melekulkesi

pelinkarahangulcin

76corneliaflora

angelbetul

defnegirl

altinpaten

arkasiradakiler96

renklerulkesi

elifbloomcemrem

0star0

editgirl

moligirl

pelinintatlidusu

saraylarguzeli

happybloom

baharatdankodlar

mutlugenc

avrillavigne16

perisler

pembeeren

modailehersey

unlulerinenguzelresimleri

gencizbiz31

kizlaricinherseyyy

sirinepelinindunyasi

winxclubsezon5

pelininkoddiyari

asimelekseyma

pembegezegenim

elifecenindollzkizdunyasi

aslininveelifeceninwinxdunyasi

caglagirl

ELiF Deniz

hepsigrubufanclub1

badeileherseyyy

elifeceninkoddunyasi



Photobucket

7/12/2009 - edward ve normal erkek xD

Kategori: istekler
**Normal bir erkek : ''Seni seviyorum!'' der.
**Edward : ''Sen artık benim hayatımsın.'' der.


**Normal bir erkek ''Galiba sana aşık oluyorum.'' der.
**Edward : '' Sonunda aslan kuzuya aşık olur.'' der.



**Normal bir erkek rasgele bir şarkıcıdan, rasgele bir şarkı seçer ve sana onu ithaf eder.
**Edward piyano çalarken kendisinin yaptığı şarkıyı çalar ve okur.



**Eğer ölürsen, normal bir erkek kendine başka bir kız bulur.
**Eğer ölürsen, Edward kendini öldürür çünkü sensiz bir hayat, yaşamaya değmez.


*Kitaptan alıntı : Sensiz yaşamayı planlamıyordum.Ama bunu nasıl yapıcağımdan emin değildim.Emmett ve Jasper bana asla yardım etmezdi biliyordum...belki italyaya gidip volturileri kışkırtırtmak için birşey yaparım diye düşündüm.



**Normal bir erkek, birbirinizden uzakta olduğunuz zaman, ''Seni özlüyorum.'' der.
**Edward, birbirinizden uzakta olduğunuz zaman, ''Sanki bir yarımı seninle bırakmışım gibi hissediyorum.'' der.



**Normal bir erkek ''Sana kaç defa seni sevdiğimi söyledim, bana inan!'' der.
**Edward ''Sana binlerce kez seni sevdiğimi söylememden sonra, nasıl tek bir kelimenin benimle ilgili inancını yıkmasını sağlayabilirsin?'' der.



**Normal bir erkek '' Sen gerçekten benim için çok önemlisin.'' der.
**Edward '' Benim için ne kadar önemli olduğun hakkında bir fikrin var mı? Seni ne kadar çok sevdiğim hakkında herhangi bir fikrin?'' der.




**Normal bir erkek '' Senden önce, ben yoktum.'' der.
**Edward '' Senden önce hayatım aysız bir gece gibiydi. Çok karanlıktı ama yıldızlar vardı...Ve sen, gökyüzüme bir meteor gibi girdin. Ve bir anda her şey yanmaya başladı. Parlaklık vardı, güzellik vardı. Sen gittiğinde ve meteor ufka düştüğünde, her şey simsiyah oldu. Hiçbir şey değişmedi ama gözlerim ışık yüzünden kör olmuştu. Artık yıldızları da göremiyordum. Ve artık hiçbir şeyin anlamı yoktu.'' der.

ALINTIDIR!
KAYNAK=TWİLİGHT13

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




8/8/2009 - .....

Kategori: yazilarim


İnsanlık tarihininin en özel sayfalarını oluşturur aşkın özel tarihi. Yazılı bir tarih değildir bu. İnsanlaşma süreci ayrı kültürlerin hangi aşamasında olursa olsun, maddeyi yenmiş, benliğini sevgi ve erdemle donatmış yürek işçileri çıkarlar sahneye, ışık tutarlar gözleri kamaştıran. Belki bir yıldız kayması kadar görünürler yeryüzünde; insanlıkla çağları aşan bir tanışıklık taşırlar yine de. Varlıkları, koyu karanlıklarda yakılan birer çoban ateşidir hiç bilinmedik zamanlarda. Her aşka ayrı bir denklem yazılmıştır, toplumların senaryoları birbirine benzese de biraz, aşklar kendine özgü olduğundandır, farklı sınanır yürekler. Uzak coğrafyalardaki aykırı mevsimlerin esintileri dağıtır sevenlerin saçlarını. Yazın en yakıcı güneşinde üşür eller, sevgili ısıtmayınca. Gözler sımsıkı yumulur, sevgili aşkın kendisi olup görünmeyince. Aynalara baktıklarında sevgilinin hayali yansımazsa sırlı camlara, bilirler ki bu kahır iklimidir. Ataerkinin sonu gelmez engelleri canların yitip gitmesi pahasına sahnelenince, yaşamın saati başka işler. Bileklerini bükebilirler sevenlerin, yüreklerinin büküldüğü görülmemiştir.
Ferhat, Şirin’e ilk baktığında tutulmuştur aşka; uzaktır sevdiğine; bilinen en görkemli karşılıksız aşkta tek başınadır. Şirin’in sevgilisi Sasani Hükümdarı Hüsrev, çağırır huzuruna Ferhat’ı; bu cesur adamın yüreğini sınar uzun uzun. Canı hükümdarın iki dudağı arasındadır; yine de eğilmez Ferhat; gözlerine Şirin’in hayalini sarmışken, karşısındaki kim olsa farketmez. Sevgiliyle ayrı düşmenin korkusu sarmışken bütün bedenini, başka korkulara yer yoktur. Kuyuya atılan Yusuf olur birden, Belkıs’ını çağıran Süleyman olur. Memo’dur biraz, bilinmezlerde “bilinen”i arayan. Mecnun’dur, çöl tozlalarında kendini yitirdikçe bulan. Sürgünden dönen Tahir’dir; yangınların orta yerindeki Kerem’dir. Bir bilgedir Ferhat; Şirin’se bu bilgeliği yaşamında küçücük bir ayrıntı sayıp da gözlerini başka bir sevgiliye vaat etmiş vefasız bir güzel... Hüsrev sorar, Ferhat tane tane konuşur:
 “-Böyle gerçekten gönülden mi âşık oldun?"
"Siz gönülden diyorsunuz, ben ise candan!"
"Şirin’e olan bu aşkını nasıl buluyorsun?
" -Tatlı canımdan ileri.
"Onu her gece bir mehtap gibi düşünde görüyor musun?"
 "Eğer uyuyabilirsem!"
"Onun sevgisini ne zaman gönlünden çıkaracaksın?"
"Toprakta uykuya daldığım zaman!"
"Eğer onun tarafına bir yol bulamazsan?"
 "Aya uzaktan bakılır!"
 "Bu yolda can verme, gönlünün onunla olması yeter."
"Sevgilisiz olan can ve gönül. Benim gözümde ikisi düşmandır."
 "Onun aşkı yolunda kimseden korkmuyor musun?"
"Korku olarak onun ayrılık mihneti yeterlidir!"
"Onun güzelliğine neden âşıksın?"
 "Bunu onun hayalinden başka kimse bilemez!"
 "Şirin’in aşkını gönlünden çıkar!"
 "Onun aşkı olmadan nasıl yaşayabilirim?"
"O benimdir. Unut artık onu!"
"Çaresiz Ferhat bunu nasıl yapabilir?
" Eğer ben ona uzaktan bakarsam?
 "Bir ah ile ufukları yakarım!...”
Hüsrev, dağı delmesi karşılığında Şirin’den vazgeçeceğini söyleyince Ferhat’a, düşer Bisütûn dağının yoluna; alır gürzünü eline, Şirin’in resmini işler sarp kayalara. Günler geçer ay olur, aylar yıllara tamamlanır; Ferhat kendisine vaat edilen sevgiliye ulaşmak için dağı un-ufak eder de zalimlerin hilesi biter mi? Bakarlar ki dağı delmesine ramak kalmıştır; bir elçi gönderirler ona, “Şirin öldü,” dedirtirler; “boşa kazıyorsun koca dağı...” Pervanenin ışığı kesilince vurmaz mı kendini duvarlara; yaşam sona ermez mi? Ferhat da öyle vurur kendini kayalara. Sevgilinin adını bir ayet gibi haykırır boşluklara. Yüreğini bükemedikleri Ferhat’ı en duyarlı yerinden böyle kanatırlar.
Yazgıdır bu; bazan birbirlerini kardeş bilerek büyüyen sevdalıları salar en yakıcı yalnızlıklara. Arzu olur çıkarlar bu kez insanlığın sahnesine; içlerindeki aşka hiçbir anlam veremezler de nice sonra öğrenirler sevgiliyle kardeş olmadıklarını. Kamber sahnedeki yerini sevgili olarak alınca, bu kez ayrılık düşer paylarına, yine de bir gün bile geçit vermezler duyguları çürüten aldanmalara. Yaşam diretince ayrılığı, sevgililer Tahir olurlar Mardin Kalesi’nde, her gece aynı saatte gelen Zühre’nin hayaliyle yaşama tutunurlar. İçli ezgiler zindanların kalın duvarlarında yankılanırken, bu sesi yalnızca insan olanlar doğru yorumlardı ancak.
 Kays görünür bu kez zamanın bir yerinde, olanca görkemiyle; Leyla’nın ateşi düşünce çocuk yüreğine, ilk gençlik yıllarını beklemek gerekecektir, kabilesinin ona deli demesi için. Mecnun olarak bilinmesi bir ödül müdür, toplumun aşkın karşısındaki duruşunun çağlar boyunca hiç değişmediğinin belirtisi midir, ne önemi olabilir ki? Leyla’yı saklayınca törenin sözcüsü, babası Kâbe’ye götürür Mecnun’u, aşktan kurtulması için. Aydınlığa kim gözlerini yumabilir? Mecnun, babasının istediği gibi değil, aşkının daha da artması için yakarır canından daha da değerli bir varlığı dünyasına armağan eden Rab’bine. Babası da olsa ona kimliksiz kalacağı bir yolu öneren, düşmez hiçbir tuzağa. Gün gelir, toplum Mecnun’u kusar, Mecnun aşkın dışındaki her şeyi... Düşer çöle. Barınabildiği tek yer orasıdır çünkü. Bir de Leyla’sının oturduğu Necit dağının eteklerinde hayallerin en güzelinin çağrısına uymak var ya! Hiç kaçırmaz bu şöleni. Bir kez görünsün için Leyla, hayal olmaktan vazgeçip bir kez gerçeğe dönüşsün için yollar gider günlerce. Ayağına batan dikenleri çıkartmakta kullandığı iğnesi hırkasındadır. Yırtıcı hayvanlar bile anlar ondaki yüreği, insanlık susar bu kez. Evlendirirler Leyla’yı; Mecnun sitemden öte tek söz etmez sevdiğine. Leyla da evlendirildiği adama eş olmaz. Yaşlı bir gezgin araya girip onları bir gün buluşturmasa, belki hiç görüşmeyecektiler. Özlemden ne kadar yanmış olsa da, Leyla evli olduğu için sevdiğine on beş adımdan daha çok yaklaşmayacak kadar tepeden tırnağa iffettir Mecnun. Ricasını kıramaz sevdiği kadının, birkaç gazel okur ona, sonra da çekip gider bir hayalin çağrısıyla. Leyla’nın gerçeği karşısındayken hayali daha çekici gelir ona. Korku nedir bilmeyen Mecnun, sevgiliden incinmelere katlanamaz yine de. Leyla’nın kocası ölünce, kaç zaman sonra Mecnun’u çölde arayıp bulduğunda, sevdiği adam başka bir iklimde Sonsuz Sevgili’ye ulaşmıştır çoktan. Tanımaz Leyla’sını; belki tanır da “Sen Leyla’ysan içimdeki Leyla kim?” diye sorarken, sevgiliye kitaplar dolusu konuşur. İncinmez Leyla; sevgilinin ulaştığı boyuta saygı duyar, çeker gider evine. Ölüm döşeğinde, “Mecnun’un gezdiği çölün tozlarından gözlerime sürme çek” diye vasiyet eder annesine. “O bir gönül eridir,” der. İncitilmesinden korktuğu için ona iyi davranılmasını diler ve özlemden pelteleşmiş gözlerini sımsıkı yumar, bir daha tek söz etmez. Sevgiliye adanmış canını usulca teslim eder emanetin asıl sahibine. Leyla ruhunu teslim eder de Mecnun dayanabilir mi buna? Koşar gider sevdiği kadının başucuna. Ona bir insanın ulaşabileceği en onurlu boyutu nice çile pahasına sunan sevgilinin toprağına kapanır, bir yürek belgeseli daha böyle sona erer.
Kristal yağmur taneleridir sevgililer; düşerler insanlığın kirpiklerine. Memo olur düşerler binlerce yıl öncesinden, Zin olur düşerler... Zin’le Sıti, Botan Beyi’nin kız kardeşidirler de neden yazgıları aynı kalemden çıkmasına karşın ayrı yazılmıştır, kimse bilemez. Bey, Sıti’yi Tacdin’e verir ama Zin’i Memo’ya vermeye yanaşmaz bir türlü. Sıti’yle Tacdin evlenirler; Memo’yla Zin boynu bükük kalırlar. Bir aşkın payına çile düşmüşse, çaresiz çekilecektir. Bey’in kapısındaki Bekir yememiş içmemiş, duyurmuştur bu aşkı efendisine. Sonrası, yaşamın karbon kağıdında çoğaltılan bildik kahırlar olmuştur elbette. Yasak aşklar zordur. Kocaman bir yürek değilse aşka eğilen, çözülme kaçınılmazdır. Ama onlar Memo ve Zin olunca, bu kez ayrılıklar kavuşmayla bir görünür, yokluk varlığa karışır, kimse bilmez bunu. Kaçamak buluşmalar gün gelip açığa çıkınca, duvarlar sırdaş olur, kavuşmalar bir başka ilkyaza ertelenir ne çare. Bey’in ava gittiği bir gün, Memo ile Zin her şeyi göze alıp buluşunca, baykuşlar tüner bütün evlerin çatısına. Bey zamansız döner avından; sanki daha büyük bir av için pusudadır. Tacdin de dosttur ama, her insanın tanıma onuruna erişemeyeceği bir sevgi taşır göğüs kafesinde. Hiç düşünmez, ateşler evini, ortalığı kargaşaya verir de ancak kurtarır Memo ile Zin’i. Bekir de olmasaydı, her şey biraz kolay olacaktı ama durur mu soysuz; varır iletir durumu Bey’e. Memo’nun zindan günleri böyle başlar. Duvarlar sevgili gibi kokmaz ki. Artık Mısır zindanlarındaki Yusuf’tur Memo; Mardin Kalesi’ndeki Tahir’dir. Yürek aynı yürektir, yazgı aynı yazgıdır, o, Memo’dur. Zin’i görmesi, Bey’in kız kardeşine acımasıyla ona verdiği izin kadardır yalnızca. Memo dayanamaz ayrılığa, Bey’in önünde de eğilmez bir an bile. Bir daha çıkamaz bulunduğu yerden de, aydınlığa Zin’in hayalinin gösterdiği izden giderek ulaşır sonunda, canını verir bir kuşun kanadında. Memo’nun yası tutulurken Tacdin’in Bekir’i öldürmesi üzerine Zin’in tepkisi oldukça görkemlidir: “Güller dikenlerin gagasıyla korunur; hazineler de yılanlarla beslenir...”
Kristal yağmur taneleridir sevgililer; düşerler insanlığın kirpiklerine. Bazan Yusuf olurlar, Züleyha’nın “Gel!” çağrısına direnen. Çünkü Züleyha günaha çağırır Yusuf’u, ama o bir yıldız için evrenden vazgeçmeyecek kadar kendisindedir. Yusuf’un üstüne atılır Züleyha, avını bir an önce ele geçirmek isteyen bir kartaldır sanki. Yusuf direnmeyi sürdürüp uzaklaşmaya çalışırken gömleği arkadan yırtılır Züleyha’nın pençesiyle. Züleyha’nın kocası Potifar olayı duyunca çok sinirlenir; gerçeği anlar ama Yusuf’u cezalandırmak daha kolay gelir ona. Züleyha, kendini kurtarmak için sevdiği adamı yakar da Yusuf tek söz etmez; yeni bir çilenin başladığını bilir çünkü. Bilir ki Züleyha da masumdur, sevgiliyi incitme pahasına, bir yazgıyı gerçekleştiren çaresiz bir kadındır. Yusuf, kuyudan çıkartılıp bu kez zindanlarda suçsuz yere çürümeye bırakıldıktan sonra Firavun’un bir düşünü yorumlayınca bağışlanır yıllar sonra, Mısır’a aziz yapılır da bunun ne önemi olabilir? Yusuf, Züleyha’nın gönlünde azizden öte değil midir? Sevgili değil midir nice canın adandığı? Züleyha’yı kınayanlar Yusuf’u görünce parmaklarını kesmiştiler şaşkınlıktan da hangisi Züleyha kadar sevmiştir Yusuf’u, hangisi bu kadar istemiştir? Mısır çarşıları bir kavuşmayı resmetmek için hazırdır ama Züleyha düşmüştür bu kez, kendi gözünden bile. Yusuf’tan başka her şeyi unutmuştur. Hey Yusuf! Sen ki aşkın çocuğusun, Yakup’la Raşel’den armağan. O Yakup ki on dört yıl beklemiştir sevgiliye kavuşmak için. Sen bilirsin beklemeyi Yusuf, sen bilirsin özlemeyi. İstemeyi bilirsin sen, herkesten çok bilirsin... Bu anda Züleyha düşmüşse güzellikten, iki büklüm olmuşsa, gözleri seçemiyorsa aydınlığını, ne kadar özlese de utanarak bakıyorsa güzel yüzüne, avuçları gökyüzüne açma zamanıdır... Yaşamın alıp gittiği ne varsa, dilenir Sonsuz Sevgili’den. Züleyha dilenir gözleri kamaştıran eski güzelliğiyle. Arınsın da kendini bulsun için dilenir; arınmışsa gelsin için dilenir.
 Aşklar büyük olur da iki yüreğin bir atmasını engelleyemeyenler yine de boş durmazlar elbette. Bazan başka bir dine inanandan biricik kızlarını verilen bütün sözleri hiçe sayarak kaçırıp diyar diyar hayal gezdirirler. Sevgilinin peşine düşülür bir umut; sılaya özlem zamanıdır bu kez. Bir şehzade olsa da Kerem, aşkın kölesi değil midir? Yıllar sonra arar bulur Aslı’sını. Araya sözü dinlenir birileri girince verir kızını keşiş; son dileği, Aslı’nın gerdek gecesi kendi diktirdiği giysiyle Kerem’e kavuşmasıdır. Çok uğraşır Kerem; ülkenin en güçlü büyücüsünün efsunladığı giysiyi bir türlü çıkartamaz. O çözdükçe Aslı’nın düğmelerini, yeniden iliklenir. Çıldırır Kerem, bunalır, an gelir yanar, kül olur. Kerem yanar da Aslı yanmaz mı? Kerem’inki seven bir yürek de Aslı’nınki değil mi? Kerem’in ateşiyle tutuşur saçları, küller birbirine, yürek yangınları bedenlerinin yangınına dönüşünce, iki sevgili birbirlerine karışır.
Süleyman Belkıs’ı çağırmasaydı aşka, Belkıs bilmeseydi Süleyman’ı, yokluk varlığa ulaşır mıydı? Binlerce kitabın yazamadığını ne içli anlatmışlardı, “bir göz kamaşması” kadar aşkı bilsin diye herkes: “Belkıs dedi: -Hamdım... Süleyman dedi: -Oldun! Belkıs dedi: -Cahildim. Süleyman dedi: -Bildin! Belkıs dedi: -Hiçtim. Süleyman dedi: -Sevdin! Belkıs dedi: -Sevdim! Süleyman dedi: -Sevdim!” Aşkın yazılı tarihi yoktur ama maddeye inat aşkı var edenlerin aşkları destanlaşır dillerde. Onları yalnızca insan kalabilenler anlar.
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




8/8/2009 - KARTPOSTAL YAZILARI

Kategori: yazilarim

YANILSAMA

 

Sevgiydi, inandık. İnsan, varlık nedenini yok sayamazdı. Telefondaki apansız bir sesti sevgi, soluktu. Dokunmaktı biraz. Yollar yürümekti. Bilinmedik zamanlarda yan-yana oturup gülümsemekti. Pencere önlerinde ufka dalıp boşluklarda yitip gitmekti. Uzaklarda, çok uzaklarda yol bilmez kuşların kırık kanatlarına bağlı pusulalarda yazanı beklemekti sevgi. Özlemekti.

Yazık!  İnsanlar gördük, biz bir ses duyumu  özlemlerde yanarken, yalan sevgilerin hoyratlığında kendine kimlikler arayan. Duymayan insanlar gördük, bütün çiçeklere renk körü bakan. Telefonlarda sesimiz her defasında susuz topraklar gibi çatlaktı da onlar bizi anlamazdı.

"Sevenlerin hor görüldüğü dünyada"  aykırı  mevsimlerde çığsı çığsı ıslanırdı da saçları, güneşe bakamazlardı.

Bizi bilmezlerdi. Sormazlardı. Anlamazlardı.

Aşktı, inandık. İnsan, bütün güzelliklerin tek kaynağı olan Tanrı'ya giden  yolu bu kadar silemezdi.

Bedellerin kimi zaman yaşam pahasına ödendiği bir uygarlıktı aşk.

Bulutların rüzgârından üşüyen Annabel Lee'ye ağlarken sevdalı olmaktı.

Sevgililer gördük, seveni yangınlarda bırakıp, yabancı tenlerde kendini tüketen.

İhanetler gördük, yalanlar gördük, bizim olan her şeyi bir bir yağmalayan. Artık ağlamak vaktiydi. Ağladık.

Apansız terkeden sevgiliye değil. Kendimize ağladık. Aşk üzre, aşka ağladık. Kimseler bilmezdi bizi.

Canımızı adadığımız sevgili bilmezdi.

Kahrettik.

Karabasanlar çöktü gözlerimize. Bir gün bile ah etmedik.

Sevdik. Hepsi bu!

Yalnızlık hiç bu kadar anlamlı olmadı.

 

İnsandık. Sevdik. Yaşadık. Yanılmadık.

 

 

 

 

SENSİZ OLMAZ

 

Gece. Yine kendime kaldığım binlerce geceden bir gece. Ve sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin, gülümsemeleri karanlıklarda yitip giden. Bütün aynalar kendiliğinden kırılmış; yalnızca sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin.

Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek. Suskunluğun en acımasız olduğu zamanlardayım. Hiç bu kadar uzun susmadın sevdiğim. Hiç bu kadar  uzun gitmedin bilmediğim yerlere,   gözlerimi  götürmeden yanında.

Sevmek,  sonrasız bir eylem olabilir miydi sence? Aykırı bir yaşamsa aşk, ben her bedele razıyım, anla bunu. Senin uzaklıkların benim yakınlıklarım olmuşsa ne gelir elden? Yaşamın en büyük çelişkilerinin pençesinde gelişen bir aşkta sevinçler aramak  varmış, nereden  bilirdim?  Seni aramak varmış  zamanın bir yerinde öylece çaresiz. Anlıyor musun?

Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek. Sevdiğini söylemesen de olur. Sevilen kahrı takdir buyurmuşsa , sevene düşen, çaresiz  boyun eğmektir, söyledim sana.

 İlk kez bu kadar çok üşüyorum; ilk kez bu kadar çok vuruyorum kendime.

Gece. Yine kendime kaldığım binlerce geceden bir gece. Ve sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin.

Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek. Ağlamaktan başka seçeneğim yok bugün; yenildim sana. En çok senin için, en çok sen böyle istedin diyedir, yenildim sana.

Beklediğim sendin oysa. Hani kendi sıcaklığınla gelecektin sorulmaz saatlerde, unuttun mu? Birdenbire gelecektin, nedenini kimseler bilmeyecekti.

Gece. Yine kendime kaldığım binlerce geceden bir gece. Ve sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin.

Sormak,  yanıtını beklemeden belki de:

"Yaşamak, yalnızca seninle  anlamlıyken,

neden bu kadar yabancılaştık  sevdiğim

apansız yalnızlıkları hakettik mi   dersin

 

Çareyle gelsen, kendin gelsen  aynı güzel

bir yüz görümü

bir ses duyumu sen olsan  yanımda."

 

Birden çığlıklar, sabaha kadar.

 

                                      

 

 

 

SENİ YAŞAMAK

 

Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim. Seni sevmek, belki yalnızca  beynimde  bilinmedik bir patlama olarak kalacaktır, korkmuyorum.

Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim.

Gün olur, sana çoğalırım, seni üretirim  aynı güzelliğinle. Ve binlerce sen içimde, binlerce sevda... Her biri özleminle dağlayan gözlerimi. Her biri bana gelen, karanlığın  ışığı  yırtması gibi,  uykularımda.

Gün olur, kahırlar  bedenimi damla damla eritir, tükeniriz; içimdeki seninle  birlikte tükeniriz,  kimseler bilmez.

Ben seni  sensiz de yaşarım sevdiğim.

Ama sen beni yaşayamazsın. Yoksun, olmazsın, sen beni yaşayamazsın! Ağlamak  zoruma gitmez; hesapsız sevmelerdedir gerçek kimliği aşkların, unutma!

Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim.

Kimseler olmaz. Sen yoksun,  olmazsın, sen beni  yaşayamazsın!

Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim.

Gün olur,  teslim olurum  belki korkularıma, görmezsin beni. Seni korkularımda yaşarım. Gecenin bir yarısı kan-ter içinde uyanırım düşlerimden, kim bilir kaçıncı yitirişimdir seni, hakedilmemiş yenilgilerimde.

Seni yalnızlıklarımda yaşarım, bir çiğ tanesi düşmüş gibi rengini unuttuğumuz çiçeklerin üstüne.  

Seni, bana bir türlü getirmeyen her yeni günün sonunda tattığım, içime tortu gibi çöken, yağmalanmış umutlarımda yaşarım. Boğazımda kilitlenen sancılardasındır artık,  bilmezsin. Yoksun,  olmazsın, sen beni yaşayamazsın!

Gün olur, güneşin batışındaki  kızıllıklarda gözlerini ararım. Yüzünü ararım baktığım her resimde. Çalan her telefonda sesini ararım. Ve sen kim bilir hangi iklimlerdeki aykırı yakınlıklarda kendini ararsın, sorulmaz.

Ben seni sensiz de yaşarım sevdiğim. 

Bedeli kirpiklerimdeki yaşlardadır. Seni düşerim boynumdan içeri, hep aynı yakarsın tenimi.

Yaşarım seni, sorulmaz. Belki yalnızca  beynimde bilinmedik bir patlama, geceler boyu.

Ve  karşımda en güzel hayalin.

Gülümseyen, bana gelen.

 

 

 

 

 

 

BELKİ BİR GÜN

 

Rüzgâr, yağmur tanelerini yüzüme vuruyor. Bütün duygularımı sana mühürlediğim  bilinmedik  bir akşamüstü. 

Ve artık sensin. Beynime ilmek ilmek işlediğim görüntülerde, hayalle gerçek arası yakınlıklardasın.

Bense, yaşama ilişkin en anlamlı yanılgıların yaşandığı süreçte seni bulmakla yitirmek arası  zamanlardayım.

Ve artık sensin. Yollar yürümek; yollarda seni yürümek, sana yürümek her akşam bastığında kentin kaldırımlarına. Sormadan, bu belirsiz süreçte neden hep seni aramak yanımda, kan-ter uykularımdan uyandığımda?

Neden hiç olmazsın? Neden, bir ıslık gibi içimde duyduğum sevinçlerim sensiz ansızın korkulara dönüşür? Neden çıkıp gelmezsin bir gün, kızıla döndüğünde gözlerim, neden sevdiğim, neden gelmezsin en sevdiğim gülümsemeni sarıp da dudaklarına.

Ve artık sensin. Bütün varlığımla sana yöneldim, sensin. Sende, ben varım, artık sensin. Tuhaf bir teslimiyette bu kaçıncı bilmecedir, çözümü yaşamın içinde saklı kalan?

Var olmaktı hani, seninle olmaktı öylece sessiz? Kimi zaman bir patlama gibi, beynimi baştan-sona yakan birikmiş anılarda. 

Ve artık sensin. Sensin ama hiçbir yerde değilsin. Gözlerin değil; sesin değil, yüzün değil. Sana ilişkin ne varsa, yalnız içimde.

Rüzgâr yağmur tanelerini yüzüme vuruyor. Bütün duygularımı sana mühürlediğim bir akşamüstü.

Ve artık sensin. Beynime ilmek ilmek işlediğim görüntülerde, hayalle gerçek arası yakınlıklardasın.

Bense, yaşama ilişkin en anlamlı yanılgıların yaşandığı süreçte seni bulmakla yitirmek arası zamanlardayım.

Bu kentte hiç bu kadar  gidip gelmedim kendimden başkalara.  Bütün  karanlıklarda ışık yüzünle sen,  beklenmedik karşımda.

Bu hangi sahne, kaçıncı perde ve sen hangi sensin, böyle uzak yakınlıklarda, söyle bana?

Yollar yürümek; yollarda seni yürümek, sana yürümek her akşam bastığında kentin kaldırımlarına. Seni aramak, bütünlemek için içimdeki seninle  suretini.

Tatmak için bir ömür boyu.

                                                                                                                  

 

 

                                                                      

 

 

 

ÖZLEDİĞİM SENSİN

             -Yasak aşklarda denklemi yanlış kurup yenilenlere-

 

Ben böyle olmazdım, gecenin unutulmuş bir saatinde kendimle olunca, yığılıp kalmazdım yalnızlıklara. Gözlerimi yakan anılarda yollar gidip gelmezdim  bilmediğim uzaklara.

Ben böyle olmazdım, tutsaydın ellerimi eski sıcaklığınla. Bizi bize bırakmazlardı, söyledim sana. Sevmek yetmezdi ve  sen anlamalıydın, aşk kendi ikliminde yaşanan bir uygarlıktı, boyun eğmezdi. Biz boyun eğmezdik, yüzyılların taşıdığı engizisyon benzeri felaket senaryolarına. Cüzamlı yüzlerinde tanıdık ayrılıklardı, bilirdik. Sunulan iksirlerde kaç sevenin gözyaşı vardı, nasıl yanıldık?

Ben böyle olmazdım, sen olsaydın. Sen kendin olsaydın, yalnızca bu!  

Farklılıklardaydı aşkın gizi, görmeliydin. Bütünleşmekti, aynalarda iki kişilik gülümsemekti.

Bizi ayrı düşürdüler deme artık. Bizi biz bitirdik, biz yok ettik bildiğimiz her şeyi hiçe sayıp belki de. Son gördüğümde yüzün yoktu senin, konuşmazdın, olmazdı. Bakışların ilk kez bu kadar anlamsız ve ürkekti, konuşamazdın. Seni seviyorum demek nasıl kolaydı oysa. Bedelini ödeyerek ama, toplumun zorladığı ne varsa. Yürüyerek, nefretin karton kalelerinin üstüne.

Ben böyle olmazdım, sen olsaydın. Gecenin unutulmuş bir saatinde kendimle olunca yığılıp kalmazdım yalnızlıklara. Biz boyun eğmezdik, yüzyılların taşıdığı engizisyon benzeri felaket senaryolarına.

Böyle olmasını ben istemedim, biliyorsun.

Beklenmedik gidecek gözlerimden en son hayalin.

Çaresiz tükeneceğiz. Bedelini ödeyerek  yaşama.

"Yanıldık belki, nasıl üzüldük

şimdi hangi  aynaya baksam kimliksizim  ben

geciktik sevdiğim, ne çok aldandık

uzak şehirlerde akşam vaktidir."

 

 

                       

 

 

 

ALDANMALAR

 

Kaç kez gittim senden. Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Sensizliğin hiçbir türüne alışamadığımı bilirdin, ama yoktun. Her zamankinden daha çok yoktun ve benim sana vurgunluğumda kesilmemiş cezalara karşı nasıl savunmasız olduğumu bilirdin.

Kaç kez gittim senden.

Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm, zemherilerde yere düşürülmüş bir çiçek kadar çaresizdim; üşüyordum  ellerin olmayınca tenimde. Yenilgiler yalnız yaşanırdı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.

Kaç kez gittim senden.

Kendimden gittim, tanımlanmamış yenilgilerdi; bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım  iflasını gözlerimde. İşte bu yüzden, yalnızca bu yüzden kaç kez yine sana döndüm. Kendimle döndüm, sen olmadın. Her yeni buluşmada biraz daha benimdin ve sen her zamankinden daha çok yoktun. Kim bilir hangi mevsimlerde unutulmuş bir şarkıydı  dudaklarını kanatan. Yanlış basan notalarda ben hiç olmadım, saklama sakın. 

Kaç kez gittim senden.

Aykırı yakınlıklardı bizi bitiren. Sen uzaklıklarda kendini arardın; benim yakınlıklarımsa yalnızca sanaydı. Kendimden gittim sonunda. Tanımlanmamış yenilgilerdi; bedeli sensizlikti de ben sensiz yapamazdım; yaşayamazdım iflasını gözlerimde.

Yanlış kurulmuş denklemlerde çözüm aramak yakışmazdı sana. Olmazdı sevdiğim. Her sözün ayrılık üzre fermanlardı ve sen her zamankinden daha çok yoktun.

Kaç kez gittim senden.

Yine sana döndüm, her defasında sana döndüm. Ellerimi  eski sıcaklığınla tutman yeterliydi, bilirdin. Ve sen her zamankinden daha çok yoktun.

Kaç kez gittim senden.

Kaç kez sana döndüm.

Anlatmak yetmez sevdiğim; anlamak yetmez.

Bir gün bedenim  beklenmedik tükenip düşerken toprağa, korkuyla uyanacaksın  gecenin  bilinmez yerinde. Anılar patlayacak içinde, gözlerinde  çiğ tanesi ıslaklıklar.

Buz kesilecek elin, ayağın.

Sarsılacaksın!                                                                                                                

 

 

 

 

KORKULAR

 

Kaç dolunay, denizin gece rengi sularıyla sevişip yakamozlar üretti kendiliğinden. Zamansız rüzgârlarda savruldu saçların. Kaç mevsim geçti üstünden; artık gelmezsin./

Belki de alışacağım yokluğuna, en kötüsü bu. Unutacağım bildiğim her şeyi, artık gelmezsin. Nice bedel ödeyerek taşıdığım anılara daldığımda, dudaklarımda beklenmedik bir gülümseme olacak, nedenini kimselerin bilmediği. Zamana direnemeyip rengi değişen fotoğraf karelerinde hayallerimiz canlanacak bir süre. Sonrası bakır tadında  yalnızlıklar kuşatacak beynimi.

Bir not daha düşeceğim yaşamın günlüğüne; hiçbir yere sığdıramadığımız bizim olan güzelliklere ilişkin. Aşk adına hakedilmemiş bir yenilgiyi daha anılara emanet edeceğim.  Ve alışacağım  yokluğuna, en kötüsü bu. Artık ellerinin sıcaklığını duymak için çıldırmayacağım gecenin gizemli  saatlerinde. Hayalin gidecek gözlerimden; alışacağım yokluğuna; bakır tadında yalnızlıklar kuşatacak beynimi.

Kaç dolunay, denizin gece rengi sularıyla sevişip yakamozlar üretti kendiliğinden. Zamansız rüzgârlarda savruldu saçların.  Kaç mevsim geçti üstünden; artık gelmezsin./

Sen bana hiç gelmedin  zaten, gelmezsin. Akşam ağır ağır gecenin koynuna iterken beni, çok zaman ellerini aradım  sarsın diye bedenimi bilmediğim sıcaklığıyla. Yüzünü aradım bir kez daha görmek için başlayınca kahrı sensizliklerin. Sen hiç gelmedin bana, gelmezsin. 

Kaç dolunay, denizin gece rengi sularıyla sevişip yakamozlar üretti kendiliğinden. Zamansız rüzgârlarda savruldu saçların.  Kaç mevsim geçti üstünden; artık gelmezsin./

İnsan, anlayabildiği kadar yaşar;  sen, bensizliği sığdırabildiysen içine, kendini yaşarsın ancak, daha çok değil. Aşk, kendi doğasında yaşar, toplumun saygınlığını yitirmiş değer yargılarına teslim olmaların kahrında değil.

Yenilgileri  aşk olarak anlatma artık. İnanmaya zorlama beni  hiç olmadığım düşlerine.

Kaç dolunay, denizin gece rengi sularıyla sevişip yakamozlar üretti kendiliğinden. Zamansız rüzgârlarda savruldu saçların.  Kaç mevsim geçti üstünden; artık gelmezsin./

Belki de alışacağım yokluğuna, en kötüsü bu. Unutacağım bildiğim her şeyi, artık gelmezsin. Nice bedel ödeyerek taşıdığım anılara daldığımda, dudaklarımda beklenmedik bir gülümseme olacak, nedenini kimselerin bilmediği. Zamana direnemeyip rengi değişen fotoğraf karelerinde hayallerimiz canlanacak bir süre. Sonrası bakır tadında yalnızlıklar kuşatacak beynimi.

Bir yenilgi daha ve sen; tadımlık yakınlıklarında bedenimi tüketen.

Canım benim, yalnızca sen!

 

 

 

 

UZAK YAKINLIKLAR

Bir gün daha bitti; ben yine sensizim; kendimleyim, sensizim, yazmak için kimselere diyemediğim yasaklarda sevmelerimi sığınıp da tenine.

Seni başkasıyla sevmek, başkasında sevmek; aykırı sorulara aldırmadan biraz da. Adı konmamış aldatmalara aldırmadan kendimle yaşadığım. Kendime ilişkin yaşadığım; yok olmak pahasına, var olduğum değerleri unutmaya zorlayarak beynimi. Yalnızca sevmek seni; tek bildiğim bu.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




15/7/2009 - türk kürt farketmez..

MERHABA

BEN BÜTÜN KARDEŞLERİMİ SEVERİM KÜRT TÜRK FARKETMEZ YANLIZ BAZI ŞEREFSİZLER BİZİ BÖLMEK İSTİYOR

 

BEN FAŞİZM YANDAŞÇISI BİRİ DEĞİLİM ÖYLE OLMAKTANSA ÖLMEYİ TERCİH EDERİM AMA BAZI SOYSUZLAR BİZİ BÖLMEK İSTİYOR.

 

DEDİĞİM GİBİ KÜRT TÜRK LAZ FARKETMEZ HEPSİ KARDEŞİMİZ VE DOSTUZ BİZİ ASLA AYIRAMAZLAR

 

BENİM ASIL SİNİRİM BAŞKALARINA ..

 

SOYSUZLARA..

 

YALNCILARA..

 

BÖLÜCÜLERE..

 

AYIRICILARA

!!!!!!!!TÜRKÇE 'turqcehe' olmasın izin vermeyin!!!!!!!!!!

 

HER KİMSEN ÖNEMLİ DEİL EVT SANA SÖYLÜYORUM EKRANIN KARŞISINDAKİ ÜYE EĞER
$lmMmM @rk@d@$ 0l@lımM m1? YERİNE ARKADAŞ OLABİLİR MİYİZ DİYEN TİPLERDENSEN SENİNLE ARKADAŞ OLMAK İSTERİM :)

TÜRKÇEYİ YOZLAŞTIRMA EMO OLUP KENDİNİ HAYVANLAŞTIRMA...

BENİMLE İLGİLİ BİLMENİZ GEREKEN İLK VE TEK KATI KURAL TAM BİR VATAN HAYRANIYIM!! VE EĞER İÇİNDE BİR TÜRKLÜK OLDUĞUNA İNANIYORSAN BU YAZIYI OKU VE GURURLAN VE ŞİMDİ YAPTIKLARIMIZA BAK NE KADAR ACI...


BEN AMERİKAN DEĞİLİMKİ IRAKTA  MİLYONLARCA SİVİLİ ÖLDÜREYİM. PAZARLARI BOMBALAYAN BEN DEĞİLİM


RUS DEĞİLİM Kİ ÇEÇENLERİ KILIÇTAN GEÇİRYİM

 

ERMENİ DEĞİLİMKİ HAMİLE KADINLARIN KARNINI YARMADI TECAVÜZ ETMEDİ DEDELERİM


BEN ARAP DEĞİLİM Kİ VERABER GİRDİĞİM SAVAŞTA DOSTUMU HANÇERLİYİM


BEN İTALYAN  DEĞİLİM Kİ FIRSATTAN İSTİFADE KAN DÖKÜLMEDEN TOPRAKLARI TALEP EDEYİM


BEN İNGİLİZ DEĞİLİM Kİ MASUM İNSANLARI ÖLDÜREYİM

 

BEN;

ATALARI HİÇ BİR KATLİAM YAPMADAN 4 KITADA AT KOŞUTURUP 7 DENİZE HAKİM OLMUŞ

 

HAÇLI SEFERLERİ DÜZENLEYEN HIRİSTİYANLARA TEMİZLİK ADABINI ÖĞRETMİŞ

 

TOPRAKLARINDA GÜNEŞ BATMAMIŞ

 

GEMİLERİ  KARADAN GÖTÜRMÜŞ

 

KIRK KİŞİYLE ÇİN SARAYINI BASMIŞ BİRİYİM

 

BEN TÜRKÜM!!!

 

ORTA ASYADAN TÜREYEN ANADOLUDA BÜYÜYEN AVRUPA İÇLERİNE İLERLEYEN TÜRKÜM

 

DAĞLARDA GEMİ GEZDİREN

 

TAŞLARA DESTANLAR KAZIYAN

 

TARİHİ BAŞTAN YAZAN

 

ELMASLARI, YAKUPLARI TOZ EDEN

 

KAFTANLARI KÜL EDEN TÜRKÜM

 

BEN TÜRKÜM...ŞİMDİLERDE SANAT ESERİ OLARAK ADLANDIRILAN ÇİN SEDDİNİ KORKAK ÇİNLİLERE İNŞA ETTRİEN AKINCILARIN TORUNUYUM BEN TÜRKÜM FATİHLER SELİMLER YETİŞTERN BENİM VE SONSUZA KADAR GÖĞSÜM KABARA KABARA TÜRK OLDUĞUM İÇİN GURUR DUYUCAM!!!

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

 

 

                       TÜRKLÜK BU MU         

Osman Bey, sabah saat 7.00'de
Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.
Puffy yorganını kaldırdı.
Hugo Boss pijamalarını çıkarıp
Adidas terliklerini giydi.
WC 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.
Clear şampuan ve
Protex sabunuyla duşunu aldı.
Colgate ile dişlerini fırçaladı.
Rowenta ile saçlarını kuruttu.
Bill's gömleğini ve
Pierre Cardin takımını giydi.
Lipton çayını içti.
Sony televizyonda medya özetlerini ve
flash haberleri izledi.
Citizen kol saatine baktı. Aile fertlerine
'çav' deyip
Hyundai otomobiline bindi.
Blaupunkt radyosunu açarak,
rock müziği buldu. Ağzına bir
Polo şeker attı. Şehrin göbeğindeki
Mega Center 'daki ofisine varınca,
Fujitsu-Siemens bilgisayarını çalıştırdı.
Microsoft Excel'e girdi.
Ofisboy 'dan
Nescafe 'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için
Grissini yedi. Öglen
Wimpy's Fast Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü,
Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi.
Camel sigarasını yakıp
Star gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı
Image Bar' a uğrayıp
JB' sini yudumladı, sonra köşedeki
Shopping Center 'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği
Persil Supra deterjan,
Ace çamaşır suyu,
Palmolive şampuan,
Gala tuvalet kağıdı,
Sprite gazoz ve
Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı.
Bonus kartıyla ödemeyi yaptı. Hafta sonu eşi Münevver'le
Galleria 'ya giden Osman Bey,
Showroom 'ları dolaşıp
Kinetix ayakkabı,
Lee Cooper blue jean satın aldı.
Akşam evde bir gazetenin verdiği
TV Guide 'a göz atan Osman Bey, kanallar arasında
zapping yaparak,
First Class ,
Top Secret ,
Paparazzi gibi programlar izledi. Aynı anda
Outdoor dergisini karıştırdı.
Saat 22.00'ye doğru TRT'de Türk dili üzerine bir panel başladı.
Uykusu gelen Osman Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken,
kendini mutlu hissetti. 'Ne mutlu Türk'üm diyene!' diye gerindi ve uyudu.
Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı belli değil....


BEN BÜTÜN KARDEŞLERİMİ SEVERİM KÜRT TÜRK FARKETMEZ YANLIZ BAZI ŞEREFSİZLER BİZİ BÖLMEK İSTİYOR

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




12/7/2009 - iloshgirldan



çok güzel çok teşekkür ederim :))
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı





<- :: Sonraki Sayfa ->